Korelilerin Zaman Tanzimi ya da Han Nehri Mucizesi

Öncelikle `Han Nehri Mucize` terimini açıklayalım, Han Nehri Kore yarım adasını ortadan ikiye bölen, ülkeye hayat veren nehrin adı. Nehrin mucize kısmına gelince II. Dünya Savaşı’ ndan sonra Almanya’nın yeniden ekonomik yönden hızla büyümesi için kullanılan “Ren’deki Mucize” ifadesinin Kore’ye uyarlanmış adı.

Han Nehri’nde mucize 1961-1996 arası inanılmaz bir hızla büyüyen Kore vakasının adı. 1953’te şavaştan çıktığında açlıkla, yoksullukla boğuşan, Amerika’nın öncülük ettiği 39 ülkenin topladığı yardımlarla hayata tutunan doğal kaynağı, sermayesi olmayan, iç pazarı dar/alım gücü düşük bir ekonominin ihracata dayalı büyüme hikayesi.

Güney Kore’nin bugün, ileri teknolojiyi hedefleyerek, AR-GE’ye büyük bir pay ayırarak gemi yapım, kondüktörler, chip, iletken ve yarı iletken elektronik ürünlerde ve otomotivde hızla yol almış bir ekonominin hikayesi. Yani sadece 66 yıl sonra dünyanın 10. büyük ekonomisine sahip ve kişi başına milli gelir de 36 bin doların üzerinde olan bir başarının adı. Gelişmekte olan ülkelere ekonomik bir model olarak Kasım 2010’da G20’ye katılan bir yıldızın adı.

Aslında hiçbir kayda değer doğal kaynağı yok. Alan olarak da öyle büyük bir ülke değil Türkiye’nin yarısı kadar. Kore deyince çoğumuzun aklına Samsung, Hyundai, LG, Kia gelir. Bu kadar çok global markası olan bir ülkenin ihracat odaklı bir büyüme modelini benimsediği ortada.

G.Kore, dünyanın en büyük 6. ihracatçısı ve de ayrıca 7. ithalatçısı. Peki ihracatta nasıl başarılı oldular? Almanlar ve Japonya ne yaptıysa aynısını yaparak demek haksızlık olur. Buna ilave olarak AR-GE’ye önemli ölçüde kaynak ayırması, sanayide teknolojiyi iyi şekilde kullanması ve bir devlet politikası olarak merkezden planlanıp hükümetçe yönetilemesinin bir sonucu diyebiliriz.

G.Kore Strateji ve Finans Bakanlığına göre, Koreliler haftada 44.6 saat çalışıyorlarmış (OECD ortalaması: 32.8).  Ama mesele sadece çok çalışmak değil, verimli, nitelikli ve akıllı insanlarla çalışmak önemli. İnsana yatırım önemli. Halkanın %72’si üniversite mezunu. Bence G.Kore’nin bu başarısı rastlantı değil. Hem de bunu Kuzey Kore’nin sürekli gerilim ve baskısına rağmen başarıyorlar.

İşte tam da burada yazının ikinci bölümüne geçiş yapalım. Korelilerin başarılı olmasında en önemli faktör zaman ve mesai tanzimi gelmektedir. Şimdilerde de öyleler mi belki tartışılabilir ama gördüğüm kadarıyla gayretli, planlı, hedefli ve fedakârlar. Vaktin nakite çevrildiğini burada gördüm diyebilirim. Bunlar için vakit mi önemli nakit/para mı önemli deseniz ben vakit derim.

İkinci bölüme küçük girişten sonra zamanı tanzimiyle alâkalı söyleyeceğim daha başka hususlar da var. Bugünün Kore’sini inşa eden o ilklerin başaracaklarına, ülkelerini kalkındıracaklarına inanmaları ve bu işin sancısını yaşamaları sonraki nesile iyi model olmuş.

Hayatları planlı. Günün, haftanın değil ayın, gelecek yılın tatil planı bile bellidir. Nereye gidecekleri, ne kadar kalacakları neler yapacakları. Hatta planındaki gideceği ülkeye göre önceden yol yordam soracak, iletişime geçecek kadar o ülkenin dilini öğrenmeye kadar varan bir hazırlık var. Mesela hafta sonu kafaya ne esere onu yapalım modunda değiller. Hele o gün gelsin bakarız, kervan yolda düzülür modunda hiç değiller.

Artık iyi ya da  kötü herkesin bir planı var. Gün içerisinde arayıp iş çıkışı bir yerde birşeyler yiyelim, içelim gibi anlık tekliflere de kapalılar. Hemen evet demiyorlar. Çünkü günün planı bellidir. Planın dışına da pek çıkmazlar. Randevularında da dakiktirler. Hatta randevu saati verirken tam saatler ve buçuklu ifadeler yerine 35 geçe 5 kala gibi net ifadeler var. 3-4 dakika geç kalacaksa önceden kaç dakika geç kalacağını da söylüyor.

Burada dakika olarak ifade etmelerinde metronun veya otobüsün varış hesaplamasından olabilir. Metro, otobüs uygulamasıyla bir sonraki metro veya otobüs durağa ne zaman geleceği belli.Taksiye bile binmeden vracağınız noktaya kaç dakikada ulaşacağınızı GPRS sisteminde hesaplandığı için çok yaklaşık bir değer oluyor.

Hayatlarının planlı olmanın ötesinde güne erken başlıyorlar. Sabah erken saatte (5.30- 6.00) çoğu ayaktadır. Erken kalkıyorlar demişken burada İstanbul’da bir süre kalmış bir Koreli arkadaşın dikkatini çeken bir ifadeye yer vereyim. “Aynı yurtta kaldığımız Türk arkadaşlarla sabah ezanından sonra yaklaşık aynı saatte kalkıyorduk ama Müslüman Türk arkadaşların namaz kıldıktan sonra tekrar yatıyordu. Ben spora gidiyordum, dönüşte o arkadaşları kahvaltıya  kaldırıyordum. Bu çok garibime gidiyordu.” Neyse tekrar konuya dönelim. Koreliler işe gitmeden önce yarım saat kırk dakika spor yapar, sonrası duş alır, pilav ve kimçiyle (turşu) kahvaltıyı yapar ve dokuzda iş gider. Öğle yemeği saati on iki, akşam mesai bitiş saati altıdır.

Yemek yapmakla, bulaşık yıkamakla, ütü yapmakla vakitlerini öldürmezler. Nasıl mı? Sabahları evde yeseler de genelde öğle ve akşam yemekleri lokantada yenir. Eve misafir alma yerine dışarıda ağırlar. Evlerde bulaşık makinesi de pek kullanılmaz. Kuru temizleme yaygın olduğu için evde saatlerce ütünün başında da kalmazlar. Alın size vaktin nakite dönüşmesinin somut hali.

Kalan vakitlerinde neler yapıyorlar derseniz. Geziyorlar. 2-3 günlük tatil fırsatını buldukça geziyorlar. Geçen İlber Ortaylı Hoca “Dünyayı görmeden hiçbir şey ifade edemezsiniz. Mektebi bitirir bitirmez evlenip de mobilyacı dükkanı gezeceğinize, dünyayı gezin derim.” şeklinde bir ifadesi oldu. Yerinde ve doğru bir tespit. Somut örneği de Kore.

Devlet adamları dışında normal vatandaşına İlk pasaportu 1984 yılında vermeye başlanmış ama şimdi en çok gezen milletler, en değerli pasaport sıralamasında başlarda.

Uzun lafın kısası vakit nakittir. Hiçbir başarı tesadüf değildir Başarı sürdürülebilir olduğu zaman anlam kazanıyor. Devlet veya fert olarak sıfırı tükettiğiniz, krizlerin üst üste geldiği kötü günleriniz olabilir. Önemli olan bu krizleri fırsata çevirip çabuk ve asgari hasarla atlatabilirsiniz.

Ekonomide başarı, ekonomi dışındaki doğru adımlarla ve zamanı iyi değerlendirme ile doğru orantılıdır. Başarıya giden yol belki başlarda taklit etmekle olabilir ama taklitten tahkike geçenleri, başaranları takdir etmek de gerek. Bazıları kıssadan hisse çıkarır bazıları da Hatice’ye takılır kalır. Haticelere takılmadan zamanınızı iyi değerlendirin. Yorum ve düşüncelerinizi her zaman bekliyorum.

Efendim kalın sağlıcakla..!